Batı’nın tayin ettiği gücü mü?

                16 Nisan Referandumunun üzerinden 17 gün geçti. Hala referandumda oy çalındı adam satın alındı gibi çok absürt açıklamalar devam ediyor. Bu saçmalıklardan vazgeçin. Çünkü 1946 yılında değiliz.

                Her neyse bu yazıdaki amacım, herhangi bir ülkenin istikrarı için 16 Nisan ile değiştirilen ve 1 Kasım 2019’da bize sunulacak olan Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi’nin ne kadar gerekli veya gereksiz olduğunu anlatmak.

                Malumunuz Türkiye Cumhuriyeti’ne koalisyon hükümetlerinin gelmesi artık imkansız. Avrupa’nın bu süreçte bizim karşımızda olması gayet doğal ve tabiidir. Asırlarca yediği tokatların izi yeni yeni geçmişken tekrar tokat yemeği göze alamazlar. Güçlü hükümetler sonrası gelen koalisyonlar büyük ekonomik gelişmelerin ardından gelen krizler… Bunların hepsi Churchill’in de dediği gibi “Türkiye Batı’nın emrinde ve hizmetinde olarak Batı’nın tayin ettiği gücü aşmamalı.Zayıflayınca desteklenmeli“.  Onun içindir ki Adnan Menderes‘in 1950’de kurduğu ilk hükümetin, attığı adımlar, yaptığı yatırımlar, ekonomik gelişmeler nihayet 1960 yılında durdurulabildi. 1960’dan 1983’e kadar “Partilerüstü-Askerî Hükûmet” ve o tek adam karşıtlarının çok sevdiği birden fazla adam. Her kafadan bir ses! Kimisi zam oranlarını açıklarken diğeri bu ülkenin borçlarını ödeyecek babayiğit bulma peşinde. Türkiyenin 1960’dan 1983’e yani 23 yılda değiştirdiği hükümet sayısı 20. İngiltere ise 23 yılda sadece 7 hükümet değiştirmiştir. Nihayet 13 Aralık 1983’de %45 oy alarak Anavatan Partisi iktidar olmuştur.  Artık Özal’lı yıllar başlayacak, 23 yılın açtığı yaralar giderilecekti yani ileriye bir adım atılmayacak eskinin getirdiği sorunlar çözülecekti. Çünkü “Batı’nın tayin ettiği güç” aşılmayacaktı. 10 yıllık serüven, tarih 17 Nisan 1993’ü gösteriyordu ve 23 yılın yaraları kapanıyordu ki Özal vefat etti. Yaralar kapanmadan üstüne birde 2002’ye kadar sürecek olan koalisyon girdi devreye. Üzerine aşağı-yukarı 10 sene daha eklendi. 2002’ye kadar 79 senelik bir ülkenin 33 senesi, darbelerle, koalisyonlarla, krizlerle, yolsuzluklarla boşa gitmiş oldu. 14 Mart 2003’te bayrağı Adalet ve Kalkınma Partisi devraldı. Recep Tayyip Erdoğan nam-ı diğer REİS. 33 senenin acısını, yarasını, sıkıntısını, milletiyle, yol arkadaşlarıyla omuzladı. Başkanlık sisteminin temellerini 2007 referandumunda attı. 10 yıl sonra ise Anayasa’da değişiklik paketini bizlere sundu. Hem istikrarsızlıklarla mücadele eden Türkiye’nin 33 senesinin acısı hem de Sultan Hamid’in 33 senelik emeğinin karşılığını vermek için tercihimizi evetten yana kullandık.

b2

                Şimdi ne olacak? Artık 10-15 yıllık hükümetlerin ardından krizler, bunalımlar, buhranlar, darbeler gelmeyecek. Çünkü artık “Batı’nın tayin ettiği güç” yok. Artık “Milletin tayin ettiği güç” var. Koalisyonu reddeden sistemden, tek adamdan korkanlara sesleniyorum. İngiltere, Japonya, İspanya, Amerika, Rusya, Hollanda gibi dünyanın en gelişmiş ülkelerinde Meşruti Monarşi, Anayasal monarşi, Başkanlık gibi sistemler var.

b3

                Hâsılı yeni sistem, Türkiye‘yi Asya devletçiğinden çıkartıp, mazlumların, yoksulların, ezilmişlerin, itilmişlerin Ağabeyi, Dini İslam’ın Kılıcı oldu. Osmanlı’dan kalan Filistin’in, Musul’un, Yemen’in, Mısır’ın, Suriye’nin, Irak’ın ve daha nice memleketlerin sabırsızlıkla beklediği bir kurtarıcı oldu. Türkiye artık Avrupa’nın değil TÜRKİYE’nin oldu!..

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: